Psikoloğa Neden Gitmeliyim?
Günümüz toplumlarının en büyük problemlerinden biri; psikolojik sıkıntı ve sorunlar karşısında yaşanılan çaresizlik olmuştur. Artık konuşurken depresyon, panik atak, dikkat dağınıklığı, hiperaktivite, fobi, kaygı gibi daha birçok psikoloji içerikli kelimeleri daha sık kullanır olduk.
Problemler herkesin hayatında etkilidir. Ayırıcı kriter, kişinin problemlerin üstesinden gelip gelemediğidir. Halledemediğini bildiği halde, ‘kendim hallederim / kendim halletmeliyim’ düşüncesi genellikle kişiyi psikoloğa başvurmaktan alıkoyar. Problem devam ettiğinde, ciddiyetini, etki alanlarını koruduğunda ve kişi sorunların üstesinden gelemediğinde beklenen sonuçlar ortaya çıkar: Hayat kalitesinde bozulmalar, aile ve sosyal ilişkilerde zedelenmeler, iş performansında kötü yönde etkilenmeler başlayabilir. Kişi yaşadığı ızdırapla başa çıkabilmek için madde ve/veya alkol kullanımına yönelebilir. Hatta uzun süren problemlerin içinde kişi kötüye uyum yapıp kayıplarının farkında bile varmadan kötüleşen hayat tarzına alışabilir. Dolayısıyla kişinin kendini tanıması ve ne zaman kendini aşan bir problemle karşılaştığını ve yardım alması gerektiğini bilmesi gerekir.
Hayatımda büyük bir sıkıntı yok, yine de psikoloğa gitmemin bir faydası olur mu?
‘Psikoloğa neden gidilir?’ ‘Psikoloğa gitmem gerektiğini nasıl anlarım?’ sıkça sorulan sorulardan sadece birkaçı. Aslında son dönemdeki bilinçlenme ve sayısı her yıl artan psikoloji bölümleri ile birlikte, psikoloğa gitmek için ‘deli’ olunması gerektiği inancı yavaş yavaş azalıyor.
Psikoterapi süreci ‘sağlıklı’ bir birey için de son derece faydalı olabilir. Bu faydaların başında ise, kişinin kendisini daha iyi anlaması ve hayatına farklı bir perspektiften bakabilmesi geliyor. Kısa süreli bir psikoterapi, kişinin kendisini daha iyi tanımasına yardımcı olur. Psikoloğun desteği ile birlikte birey, günlük hayatın sancıları, iş ve özel hayat dengesi, ilişkileri, hedef ve hayalleri ile ilgili pek çok konuda bir farkındalık kazanabilir.
‘Ben bunu zaten kendi kendime yapıyorum; kendimi dinliyorum, yazıyorum, okuyorum. Psikoloğa ne gerek var?’ Kendinizi daha iyi anlamak için bu yöntemler bir yerden sonra çok başarılı olmayabilir, daha doğrusu bir noktadan sonra fazla yol kat edemeyebilir, bir nevi körlük başlayabilir. Kim olduğunuzu görmek için, aynada kendinize baktığınızda, ayna size dışarıdan görüneni gösterecek. Kendinizi yine kendi gözünüzden göreceksiniz, ama bu bakış açısı kim olduğunuzu, neyi neden istediğinizi, verdiğiniz tepkileri, aldığınız kararları anlamanıza yardımcı olamayacak. Bu konuda yapılabilecek en etkili şeylerden biri, aklınızdaki soruları, düşünce ve duygularınızı, güvendiğiniz birine açmanız ve bunları kelimelere dökerken, kendinizi de duymanız. Genelde ilk gidilen kişi, aile, arkadaş, akraba, hatta komşu ile bile olabiliyor. Ancak çoğu zaman bu kişiler, ya zaten sizin tarafınızdadır ve sizin duymak istediklerinizi söylerler, ya da kendi günlük koşturmacaları içinde sizi can kulağı ile dinleyemeyebilirler. Kısacası, ön yargılı, sübjektif ve taraflı olabilirler. Oysa ki, bir psikolog size tarafsız olacaktır; sizi dikkatlice dinleyip, sorular yönelterek sizin kendinizi anlamanızda size yol gösterecektir. Bu sayede, kendinize karşı daha dürüst olup, dışarıdan bir kişinin gözünden kendinizi görme ve anlama fırsatı yakalayabilirsiniz.
İşte bu, bir psikoloğun size yardımcı olabileceği en etkili alanlardan biri. Psikoloğunuz size, kendinizi farklı bir gözden görebilme fırsatını sunarken, objektif ve yargılamadan sizin kendinizi daha iyi tanımanıza ve anlamanıza yardımcı olabilir. Bu sebeple sağlıklı bir zihinle, daha anlamlı bir hayat için psikoloğa gidebilirsiniz…
Sevgiler…
Uzm. Klinik Psikolog Leyla Kılıç